Untitled Document
haber

Dünyanın bir çok ülkesinde akciğer kanseri 2. yada 3. sırada yer

haber

Romatizma diye tek bir hastalık yoktur. 100’den fazla hastalık

haber

Laser aslında bir ışık kaynağıdır. Işığı oluşturan dalga boylarından

Tüm haberler için tıklayın...

 




Mide Fıtığı ve Reflü Hastalığı

Mide fıtığı veya reflü hastalığı nedir?

İnsanlarda yemek borusu ile mide arasında midedeki gıdaların geri kaçmasını önleyen bir kapakçık bulunmaktadır. Bu kapak aşırı kilo alma, alkol, aşırı yağlı gıdalar vb. gibi etkenlerle zayıflamakta ve görevini tam olarak yapamamaktadır. Bu durumda gıdaların sindirimi için mideden salınan asitler yemek borusuna doğru geri tepmekte ve reflü hastalığına yol açmaktadır. Bu durum zaman içinde yemek borusundaki normal hücrelerin şekil değiştirip kötü huylu, yani tümör hücresi şekline dönüşmesine neden olabilir.

Reflü hastalığının belirtileri nelerdir?
Reflü hastalığı, çoğunlukla kendini aşırı geğirme, sırt ağrısı, hazımsızlık, ağza acı ve ekşi sular gelmesi, ağza kötü kokular gelmesi, boğazda yanma hissi gibi belirtilerle kendini gösterir. Mide asidinin yemek borusuna geri tepmesi ile bu hastalarda çoğunlukla boğaz ağrısı olabilir ve "kronik farenjit" ön tanısı ile Kulak Burun Boğaz Hastalıkları hekimlerine, göğüs ağrısı, çarpıntı vb. yakınmalar ile Kardioloji, Dahiliye ve Göğüs Hastalıkları uzmanlarına başvurduklan gözlenmekte ve bu nedenle farklı tedaviler görebilmektedirler.

Mide fıtığı dışarıdan gözle görülebilir mi?
Mide fıtığı iç organları ilgilendiren bir sorun olduğundan göbek, kasık, uyluk fıtıkları gibi gözle görülemez.

Mide fıtığının tanısı nasıl konulur?
Mide fıtığı tanısı sıklıkla endoskopi denilen özel bir maddeden yapılmış ışıklı bir alet (hortum şeklinde) yardımı ile bu bölgelerin incelenmesi veya ilaçlı bir madde verilerek yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının röntgenin çekilmesi ile konulur. Bu tetkikler yapılmadan hastaya ilaç verilmesi, tanının gecikmesine ve böylelikle hastanın uygun tedaviye geç başlamasına neden olmaktadır. Kalp rahatsızlıkları, karaciğer ve safra kesesi hastalıkları da yanı yakınmaları yapabilmektedir.

Zararlı Maddeler
1. Acı, ekşi, baharatlı ve yağda kızartılmış gıdalar
2. Çiğ sebze ve meyveler (limon, portakal) Sebzeleri haşlama tarzında yemeyi tercih ediniz.
3. Alkol, sigara, gazlı içeceklerden kaçınınız. Bira, soda, maden suyu ve kolalı içeceklerin yemek borusu ile mide arasındaki kapakçığın etkinliğini azalttığı ve sonucunda midedeki gıdaların yemek borusuna kaçmasına (reflü) neden oldukları bilinmektedir. Bu nedenle, reflü sorunu ile karşılaşmamak için bu tür içeceklerden uzak durunuz.
4. Ağrı kesici ilaçlar (özellikle Aspirin) ve romatizma ilaçları (Apranax, Voltaren, vb.). Bu tür ilaçları çok mecbur kalmadıkça kullanmayınız

Öneriler
1. Yukarıda belirtilen 'zararlı maddeler' listesindeki gıdalardan kaçınınız.
2. Beli sıkı pantolon giymeyiniz veya kemerinizi fazla sıkmayınız, bunun reflü'yü artıracağını aklınızdan çıkartmayınız.
3. Yemek öğünlerinizi az ve sık olarak düzenleyiniz (günde 3 yerine 4-5 öğün halinde fakat porsiyonları azaltarak yemeyi deneyiniz)
4. Hertürlü STRESİN mide ile ilgili sıkıntılarınızı arttıracağını unutmayınız.
5. Yemeklerden sonra yere eğilmeyiniz ve yatmayınız, 1 saat boyunca yere eğilip bir madde almayınız ve ayakkabınızı bağlamayınız.
6. Gece yatarken mümkünse 2 yada 3 yastık kullanarak başınızı yükseltiniz.

Mide fıtığının tedavisi nasıldır?
Mide fıtığının tedavisi öncelikle çeşitli ilaçlarla yapılmakta ve bu sayede mide asidinin yarattığı tahribat önlenmeye çalışılmaktadır. Uzun yıllar tedavi görmemiş hastalarda hücrelerde bazı değişikliklerin olması veya hastanın endoskopi veya röntgen ile belirlenmiş çok büyük fıtığının olması veya ilaç tedavisine cevap alınamaması gibi durumlarda bu hastalara ameliyat önerilmektedir. Son yıllarda bu ameliyat laparoskopik yöntemle (halk arasında kansız ameliyat denilen ve bir teleskop ve çeşitli aletler yardımı ile hastanın karnını kesmeden fıtığı onarma işlemi) yapılmaktadır. Uygun teknikle yapılan cerrahi girişim sonrasında hastaların şikayetlerinin tama yakın oranda kaybolabildiği görülmektedir.

Gastroözofageal reflü hastalığı toplumda her 5 kişiden birinde görülmesine rağmen, hastalarının ancak % 30'u ömür boyu ilaç içmek zorunda kalır. Sürekli ilaç kullanmanın yan etkileri ve maliyet problemleri düşünüldüğünde , kalıcı tedavi sağlayan laparoskopik reflü cerrahisi tek alternatif olarak kabul görmektedir. Günümüzde laparoskopik ve robotik cerrahi İle başarı oranı % 90'ın üzerindedir. Yemek borusunun hücreleri yoğun safra teması sonrasında Barret hücreleri adı verilen hücrelere dönüşürler. Barret hücrelerinde kanser öncesi evre olan displazi gelişebilir. Reflü hastalarının sadece % 10'unda Barret özofagus'u denilen tablo görülür ve bu hastalarında ortalama % 5'inde displazi denilen kanser öncesi değişim gözlenir.

Laparoskopik (Kapalı) Cerrahi
Hastanemizde rutin olarak gerçekleştirilen bir ameliyat olan laparoskopik (Kapalı) mide fıtığı onarımı sürekli ilaç içmek zorunda kalan, ilacı kestiğinde şikayeti tekrarlayan, ilaca rağmen yemek borusundaki yaraları geçmeyen ya da yemek borusundaki yaralar ilaç kesildikten hemen sonra tekrar açılan, yemek borusunda kanamaya neden olan yaraları olan, yemek borusunda ileri safhada hücresel değişiklik gelişen, özellikle de genç yaş grubundaki hastalara önerilir. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri istatistiklerinde laparoskopik ameliyatlar içinde reflü cerrahisi; safra kesesi, ve şişmanlık ameliyatından sonra üçüncü sırada gelmektedir. Reflü hastalığının bugün için uzak dönem sonuçları bilinen kalıcı tedavi yöntemi Laparoskopik cerrahidir. Reflü sonrasında yemek borusunda yara oluşan, mide fıtığı endoskopi ile teşhis edilen ve kapak yetmezliği durumlarında hastanın ömür boyu ilaç kullanması gerekebilmektedir. Genel anestezi altında , karın duvarı kesilmeden , 4-5 delik yardımı ile ve özel cihaz ve teknik altyapı kullanılarak gerçekleştirilen bu ameliyat ile hastalar tedavi edilebilmektedirler. Ortalama 1-3 gün hastane yatışı gerekir, ameliyatın ertesi gününde sıvı yumuşak gıdalara başlanabilir. Takiben normal gıdalara başlanır ve herhangi bir komplikasyon gelişmeyen hastalar en geç 3. gün taburcu edilebilirler. Bir hafta içinde işe ve normal yaşantıya dönülebilir. Ağrı ve ameliyat sonrası şikayet ve sorunlar kapalı yöntem ile çok azaltılmıştır. Bu ameliyatın uzun dönemde başarı oranı % 90 civarındadır.

Guatr nedır?
Boyun ön kısımda bulunan tiroid (kalkan) bezinin iltihap ve kanser dışındaki bir sebeple büyümesine guatr denir.

Tiroid bezinin görevi nedir?
Tiroid bezi boynumuzun ön kısmında yerleşik, iki parçalı, küçük bir içsalgı bezidir. Salgıladığı hormon ile vücudumuzun çalışma hızını belirler. Ürettiği hormon azalırsa vücudumuzun çalışma hızı düşer, fazla hormon salgılarsa vücudumuzun çalışma hızı artar.

Guatr nasıl bir hastalıktır? 'Ben guatr hastasıyım denilince ne anlamak gerekir?
Guatr tek bir hastalık değildir. Belirtileri ve tedavileri birbirinden farklı hastalıklar grubudur. Bu sebeple guatr hastasıyım demek, biz hekimler için yetersiz bir tanımlamadır. Tiroid bezinin iltihaplarını ve kanserlerini birkenara bırakırsak, guatr hastalıklarını üç ana gruba ayırabiliriz. Bu gruplar da kendi içinde alt gruplara ayrılır. Bunlar:

- Tiroid bezinin az hormon salgıladığı durumlar; hipotiroidi hastalığı
Daha çok iç hastalıkları veya endokrinoloji uzmanlarının tedavi ettiği hastalıklardır. Bezin salgıladığı hormon yetersiz olduğu için vücudun hızı yavaşlar, hareketler ağırlaşır, duygular küntleşir. Bu hastalara gereken hormon ilaç şeklinde verilerek tedavi edilir.

- Hormon dengesizliği olmayan guatr hastaları
Bu grupta üç çeşit guatr bulunur. Birincisi tiroid bezinin dengeli şekilde tamamının büyüdüğü (diffüz guatr); ikincisi, tiroid bezinde tek bir yumrunun (nodül) olduğu (soliter tiroid nodülü) ve üçüncüsü tiroidde çok sayıda yumrunun olduğu (multinodüler guatr) hastalıklar.

- Tiroidin fazla hormon salgıladığı hastalıklar
Bu gruba zehirli guatr da denilir. Vücutta fazla tiroid hormonu bulunması sebebiyle vücudun çalışma hızı artmıştır. Ellerde titreme, kalp çarpıntısı görülür. Bu grupta da üç tip guatr vardır. Birincisi bezin tamamının büyüdüğü (Basedovv Hastalığı), ikincisi fazla hormon salgılayan tek bir yumrunun olduğu (Toksik Adenom), üçüncüsü irili ufaklı çok sayıda yumrunun olduğu (Plummer Hastalığı) hastalıklar.

Hastalığın belirtileri nelerdir?
Yukarıda saydığımız hastalık çeşitlerine göre guatr hastasının şikayetleri de değişir. Hormonların fazla üretildiği (zehirli guatr) tiplerde, ellerde titreme-terleme, kalp çarpıntısı, sinirlilik, gözlerin yuvalarından taşması, ishal, iştah artması ama kilo alamama, adet düzensizlikleri görülür. Hormonların az üretildiği durumlarda ise hareketlerde ve duygularda yavaşlama, ellerde kuruma, saçlarda kuruma-dökülme, adet düzensizlikleri görülür. Hormonal dengesizliğin olmadığı tiplerde sadece tiroid bezinde büyüme veya nodül oluşumu. Bu hastalıkların hepsinde tiroid bezi büyüyebilir, nodül oluşabilir.

İç/dış guatr, dişi/erkek guatr, zehirli guatr nedir?
Tıbbi olarak böyle bir sınıflama olmamasına rağmen hastalara durumunu açıklarken kullanılan terimlerdir. Tiroid bezinin büyümediği, muayenesinin normal olduğu, sadece hormon dengesizliği olduğu durumda guatr hastalığı iç guatr olarak açıklanmış olabilir. Fazla hormon salgılayan guatr hastalığını "zehirli" guatr olarak adlandırıyoruz. Ameliyat sonrası nükseden guatr hastalığını açıklamak için de "dişi guatr" terimi kullanılmış. Yine de bu terimler tıbbi bir ayırımı ifade etmezler.

Guatr hastalıklarının iyot ile ilgisi nedir? İyot alsak hastalığı engeller miyiz?
Tiroid bezi İyot elementini kullanarak hormon üretir. Bu elementin eksik olduğu yerlerde guatr çok görülür. İyot eksikliğinin giderilmesiyle guatr hastalığı engellenir.

Guatr hastalığı olduğundan şüphelenen kişiye hangi testler yapılıyor?
Basitçe kandaki hormon miktarlarını kontrol etmek ve tiroid bezinin yapısını görmek için ultrason yaptırmak genellikle teşhiste yeterlidir. Bu iki testten sonra gerekli görülürse sintigrafi ve iğne biyopsisi gibi başka testler de yapılır.

Guatr hastalıkları teşhis edildikten sonra nasıl tedavi ediliyor?
Tedavide üç durum söz konusudur:
- Hormon yetersizliği olan guatr hastalarına bu hormon ilaç şeklinde verilir
- Hormon fazlalığı olan hastalara hormon yapımını engelleyecek ilaçlar verilir. Hormon seviyesi normale inince ameliyat veya radyoaktif iyot ile nihaî tedavi yapılır.
- Hormon dengesizliği olmadığı ama tiroid bezinde nodüllerin olduğu durumda da genellikle ameliyat gerekir.

Her guatr hastalığı ameliyat gerektiriyor mu?
Tiroid bezinin tamamen büyüdüğü ya da içinde nodüllerin olduğu durumda ameliyat bir tedavi seçeneğidir. Her guatr hastalığı ameliyat gerektirmez.
Bir guatr hastasını ameliyat etmek için sebepler vardır:
- 2 cm üzerindeki soğuk ve soliter nodüller
- Boynunda büyümüş guatrın oluşturduğu estetik problem
- Büyümüş guatrın ya da nodüllerin yemek borusunu ve soluk borusunu sıkıştırmalarından kaynaklanan şikâyetler olması
- Büyümüş guatrın hormon dengesizliği yapması
- Guatrda kanser tespit edilmesi veya kanser şüphesi

Guatr hastalığında kanser olur mu?
'Guatr, tiroid bezinin kanser harici büyümeleridir' diye tarif etmiştik. Ama bu büyümelerin kanser olup olmadığı ancak bazı incelemelerden hatta ameliyattan sonra belli olur. Dolayısıyla bütün guatrlı hastalar düşünüldüğünde %15 oranında kanser gelişme ihtimali vardır.

Ameliyattan başka tedavi yöntemleri var mı?
Her guatr ameliyat ile tedavi edilmez. Yukarıda saydığımız hastalıkların bazı tiplerinde ilaç tedavisi, bazısında radyoaktif iyot tedavisi (radyasyon ile tiroid bezinin tahrip edilmesi), bazısında da ameliyat gerekir.

Guatr ameliyatında ne yapılıyor?
Guatrın hastalıkları çeşitli olduğu gibi ameliyatları da çeşitlidir. Tiroid bezinin iki parçalı olduğunu belirtmiştik. Ameliyatta bu parçalardan biri tamamen çıkarılabilir, her iki parçası çıkarılabilir veya her iki parçasından bir miktar çıkarılabilir. Ne kadar tiroid bezi çıkarılacağı, yani bu ameliyat seçeneklerinden hangisinin uygulanacağı hastalığın çeşidine göre planlanır.

Ameliyatta ne gibi riskler var? Ses telleri zarar görebilir mi?
Guatr ameliyatları günümüzde oldukça güvenle yapılan ameliyatlardır. Her ameliyatta olduğu gibi guatr ameliyatında da istenmeyen durumlar olabilir. Bunların en başında da ses tellerinin zarar görmesi riski vardır. Ancak bu durum %3-5 (yüz guatr ameliyatından 3 ile 5'inde) oranında görülür. Ameliyat sahasında kanama ve paratiroid bezlerinin zarar görmesi (vücut kalsiyum dengesini ayarlayan bezlerin hasarı) diğer risklerdir. Hastanemizde sinir saptanarak ve korunarak ameliyat yapılmakta ve bu oran % 1 seviyesinin altında seyretmektedir.

Ameliyat veya ilaç tedavisi sonrası guatr tekrar eder mi?
Evet edebilir. Hormon eksikliği ilaçlarla giderildikten sonra hastalık tekrar edebilir. Bazen nodüller İlaçlarla geriledikten sonra tekrar büyüyebilirler. Bu durumda hasta tekrar değerlendirmeye ve tedaviye alınır.

Ameliyat edildikten sonra da guatr tekrar edebilir. Özellikle çok sayıda nodülü olan guatr hastalığında geride bırakılan tiroid dokusunda da nodül kalmışsa zamanla bu nodüller büyüyüp guatrın tekrar etmesine yol açabilir. Bu sebeple ilk başta ameliyatı, hastalığa uygun planlamak önemlidir.

Ameliyat olan hastaların kontrolleri var mı?
Hastalığının çeşidine göre ameliyat sonrası hiç ilaç kullanmadan ömür boyu yaşayabileceği gibi, ömrünün geri kalanında ilaç kullanmak zorunda olan hastalar da vardır. Ancak bütün guatr hastaları hastalıklarına bağlı olmak üzere belirli aralıklarla kontrol edilmelidirler ki hem hastalığın tekrarından korunsunlar hem de oluşabilecek istenmeyen durumlar erkenden tedavi edilebilsin.

Hemoroidlerin infrared koagulasyonla tedavisi
İnfrared koagülasyon hemoroid tedavisinde teknolojinin son yeniliklerinden biridir. Birinci ve ikinci derecede, henüz dışa taşmamış veya tromboze olmamış, erken dönem kanamalı ve medikal tedaviye dirençli iç hemoroidlerin tedavisinde kullanılan endoskopik bir tedavi şeklidir. Özellikle kanayan iç hemoroidler birkaç dakikalık işlem ile tamamen giderilir. Hemoroidin hemen üzerine kızılötesi (infrared) ışınların kontrollü olarak verilerek bu damar yapıların koagülasyonu (yakılması) sağlanmaktadır. İnfrared koagulasyon lazer ışık grubundan, süreli bir sıcak ışık etkisi ile genişlemiş hemoroidal damarların pırtılaşmasının sağlanmasıdır. Infrared kontakt koagulasyon sisteminde dokudaki pıhtılaşma elektrik akımıyla değil, infrared ışıkla yapılır. Bu yöntemle, 1-2 sn de kanamalar durdurulabilir ve 1-3 sn uygulamalarla birinci, ikinci bazen üçüncü derece hemoroidler büyük oranda sorun olmaktan çıkarılabilir.

Kalın barsağın çıkışı olan anal bölge ağrıya çok duyarlı iken kalın barsak içine girildikten hemen sonraki bölgede (dentate line üzeri) ağrıya duyarlılık hiç yoktur. Koagülasyon işlemi bu dentate line üzerindeki alana uygulandığı için işlem ağrısız olmakta ve muayenehane koşullarında bile gerçekleştirilebilmektedir. Bu işlem ile şimdiye dek hiç bir ciddi yan etki bildirilmemiştir. Gebelerde de güvenle uygulanabilmektedir.

İnfrared koagülasyon işlemi sırasında hasta ağrı duymadığı için genel anestezi yapılmaz, işlemden sonra dikiş, pansuman ve hastanede yatmaya gerek duyulmaz. Anestezi ve hastanede kalış olmaması ve aynı zamanda kişinin hemen aktif hayatına dönmesi bu tedavi yönteminin hem avantajlı hem de ekonomik olmasını sağlar. İnfrared koagülasyon ortalama 10 dakikada hemoroidlerinizden kurtulmanızı sağlayabilir.

Hastanemizde 2005 yılından itibaren infrared koagulasyonla hemoroid tedavisi uygun ve seçilmiş vakalarda güvenle ve başarı ile uygulanmaktadır.